Paylaş

Oryantalizm ve İdeoloji Sarkacında “İslam Şehri” Paneli Gerçekleştirildi

İhtisas Çalışmaları Toplum Çalışma Grubu’nun düzenlediği, Oryantalizm ve İdeoloji sarkacında “İslam Şehri” paneli, şehir çalışmaları ile ilgili geniş bir katılımla gerçekleşti. Panelin açılışını yapan Sakarya Üniversitesi Kamu Yönetimi Bölümü öğretim üyesi Mustafa Kömürcüoğlu, panelin iki yıllık bir okuma çabasının genişletilmesi ve tartışmaya açılması gayesi ile tertip edildiğini dile getirdi.

Panelin ilk konuşmacısı Lütfi Bergen, İslam Şehri kavramını düşünürken, Peygamber (a.s) Mekke’den Medine’ye hicretinin belirleyici olduğunu ifade etti. Hicretle başlayan, Müslüman toplumsallıkla devam eden ve fıkıh ile içerik kazanan bir formun “İslam Şehri” olarak temayüz ettiğini dile getiren Bergen, tarih önünde bu şehrin bir “kent olmayan” olduğu vurgusunu yaptı. Bergen kavramsallaştırmasında, Mekke ve Medine karşıtlığının bütün İslam tarihine teşmil edilebilecek bir örneklik sunduğunu, Osmanlı tarihine ilişkin metinlerle destekleyen bir okuma ortaya koydu. Medine’nin yani İslam Şehri’nin “biriktirmeciliğe” müsaade etmeyen, Ashabı Kirâmın fıkıhla mesuliyeti üzerinden şekillenen bir yapıya sahip olduğunu belirten Bergen, bu şehrin dört temel hakkı öne çıkarttığını belirtti. Her bir hakkı, günümüzde “kentleştirilen” Müslüman şehirlerin vaziyeti ile mukayese eden Bergen’e göre bu haklar şunlardır. Manzara hakkı, yürüyüş mesafesi hakkı, barınma/hane kurma hakkı, pazara mal sürme hakkı. Restorasyon projeleri ile oluşturulan trilyonluk mahallelerin, metrolara yapılan mescitlerin ya da tepelere inşa edilen camilerin İslam şehri formu ile bir ilgisi olmadığını ifade ettikten sonra tüm bunların günümüz kapitalizmi ile eklemlenme olarak okunması gerektiğini belirten Bergen, Müslümanlığın yaşanabildiği, fıkhın üretilebildiği bir form ile tüm Anadolu’nun önümüzdeki yıllarda şehirleşme imkânına sahip olduğunu ve bu çabanın yükseltilmesi gerektiği çağrısını yaptı.

Panelin ikinci konuşmacısı olan Mustafa Kömürcüoğlu, “tanımlamak, anlamak ve yaşamak” olarak başlıklandırdığı, İslam Şehri analizinde, bu konudaki ilk çalışmaların Fransız oryantalistlerce yapıldığını dile getirdi. Bir tanımlama ortaya konulurken, hemen hemen bütün oryantalist okumaların ve bu okumalara şerh düşen değerlendirmelerin, İslam Şehri’ni bir sanayi öncesi kent olarak nitelemede birleştiğini dile getiren Kömürcüoğlu, ölmüş bir fiziksel dokuya indirgenen bu okuma biçiminin problemleri üzerinde durdu. Bu anlayışın türettiği, “çıkmaz sokak” ile vasıflandırılan bir okumanın çıkmazlarına vurgu yapan Kömürcüoğlu, özünde İslam Şehri’nin İslam Medeniyeti’nin bir kabı olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Panelin üçüncü konuşmacısı, İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümü öğretim görevlisi Lütfi Sunar, Şarkiyatçıların, Müslümanların şehirlerine ilişkin değerlendirmelerini seyahatnameler üzerinden analiz etti. Buna göre, üç döneme ayrılan seyahatnamelerin ilk dönemi, 12. Yüzyılda başlayan Müslüman şehirler ile karşılaşma; ikinci dönem örnekleme ve 19. Yüzyıldan itibaren bu şehirleri arkaikleştirerek yok sayma dönemleridir. Bu dönemlendirme, Avrupa’nın siyasal koşulları ile irtibatlı olup, feodal yönetimlerin hakim olduğu kırsallaşmış bir Avrupa’da, devlet ve şehir arayışına tekabül eden bir örnekleme ve söz konusu problemlerini aşmış bir Avrupa içinse artık yok sayılan bir İslam şehri nitelemesi öne çıkmaktadır. Birinci durumda, bir Avrupalının inanması güç kentsel coğrafyanın hakikatini ispat, kentsel çeşitliliğin ve onun yönetim anlayışını taklit öne çıkmaktadır. İkinci durum ise, burjuva kapitalizmini gerçekleştirmiş bir Avrupa’da bu düzenin güzelliğini ispatlarcasına, İslam ve doğu şehirlerini, karmaşık, karanlık ve kaotik görüntüsüne vurgular yapılmaktadır. Ve büyük oranda bu metinlerin indirgemeci değerlendirmesi üzerinden, 19. ve 20. yüzyıl Avrupa düşünürlerinin fikrîlerini serdettiği görülmektedir.

Panelin son konuşmacısı İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Dekanı Uğur Tanyeli, İslam Şehri’nin kavramsal olarak problemleri üzerinde durdu. Historiografik olarak kullanılması halinde, geniş bir kültür coğrafyasında genellemeci bir yaklaşımın benimsenmesine yol açacak İslam kenti ifadesinin ideolojik bir yüklemeyle ancak değerlendirilme imkânına sahip olacağını belirtti. Max Weber ile tariflenen ve Fransız oryantalistlerin değerlendirmeleri ile yoğunlaşan İslam Şehri kavramı üzerine çalışmaların reddiyelerle tüketildiği bir dönemde İslam Şehri’nin İslam ülkelerinde yeni yeni konuşulmaya başlandığı üzerinde durdu. Buradan hareketle, kavramın bugünkü bilimsel çalışmalara altlık sunmasının mümkün olmadığı belirtti.

Dinleyicilerden gelen soru ve cevaplarla zenginleşen panel, geniş bir izleyici kitlesinin ilgisine sunulmuş oldu.