İslam İktisadının Temel Meseleleri


Konuşmacı Sabri Orman

Her medeniyet belli bir coğrafyada doğar ve gelişir. Medeniyetlerin yayılma alanı kendi dinamiklerine ve rakip medeniyetler karşısındaki durumuna göre değişir. Bu durum her medeniyetin belli bir coğrafi bölge sınırına sahip olduğunu bize anlatır, tabi günümüzde yaşadığımız küreselleşme deneyimi istisna olmak üzere. Medeniyetlerin yayılma alanları sınırlı olsa da kuşattıkları yaşam alanları sınırsız olmalıdır. Yani bir medeniyet kendi coğrafyasında tüm yaşam alanlarını kuşatarak evrensel olur. Bahsedilen yaşam alanları siyaset, iktisat, boş zamanlar, din, aile, gibi alanlardır. Söz konusu alanlar kurumlar sosyolojisinde birer kurum olarak kabul edilirler. Dolayısıyla medeniyetler burada bahsedilen veya bahsedilmeyen ilgili tüm alanlarda bir söze sahip olmalıdırlar.

Medeniyetler evrensel olmaları gereği her alanda norm ve değerlere sahip olsalar da farklı medeniyetler için farklı alanlar ön plana çıkar. Biz bugün Batı medeniyetinin hegemonyasından bahsediyoruz siyaset ve uluslar arası ilişkiler alanıyla ilgili olarak, askeri alanda en güçlü olan yine batı medeniyetidir, Batı medeniyetinin dini olan Hıristiyanlık dünyada en fazla inanana sahip dindir, eğlenmek istediğimizde yine çoğunlukla Batı medeniyetinin bize sundukları (futbol, sinema vs.) ile yetiniyoruz. Ancak bir gerçek asla unutulmamalıdır ki Batı medeniyeti her şeyden önce bir iktisat medeniyetidir, zira Marx da Batı medeniyetinin düşünce dünyasında fikir yürütürken ekonominin en önemli belirleyici olduğunu söylemiş ve bu gerçeğe işaret etmiştir. Dolayısıyla batı medeniyeti iktisat sahasında diğer tüm sahalarda olduğundan çok daha kuşatıcı bir biçimde karşımıza çıkar, bugün iktisada dair her hangi bir şeyi düşünen insan bu kuşatılmışlığın içinde düşünüyor demektir.

İlmi Etüdler Derneği'nin kapanış konferansını veren Sabri Orman 'İslam İktisadının Temel Meseleleri' adlı konuşmasında bu kuşatılmışlığı aşmaya dönük ipuçları verdi. Nitekim bu kuşatılmışlığı aşmanın yolu bizi kuşatan sınırlara takılı kalmak değil, kendi medeniyet birikimimizin zenginliğini keşfetmekti. Dolayısıyla Orman'ın konuşması da bu minvalde gerçekleşti.

Kendi medeniyet birikimimizin zenginliğini keşfetmek öncelikle onun nasıl bir tarihsel tecrübeyle yoktan varolduğu ve geliştiğini anlamayı gerektiriyordu. Bu noktada Orman İslam medeniyetinin çıktığı yerin aslında bir medeniyet için çok da elverişli olmadığının altını çizdi. Zira bu topraklar medeni olarak kabul edilen alanların kıyısında kalmıştı, medeni ve büyük devletler kabul edilen Bizans ve Sasani buralara pek de ilgi duymamıştı. Dahası İslam medeniyetini kuran kadrolar bir medeniyet tecrübesine de sahip değildiler. Fakat bir medeniyet oluşturacak cesaret, kahramanlık ve yaratıcılıkları vardı. İşte bu gibi etkenlerle İslam, medeniyet alanlarına, yani kuzeye, batıya ve doğuya doğru genişledi. Ancak genişlerken bir şeye dikkat etti, kalıcı olmaya.

Tarihte bir çok medeniyet gelmiş, geçmiş ve bir çoğu kalıcı olamamıştı, işte İslam medeniyetinin kurucu kadroları kendinden evvelkilerin bu tür hatalarına düşmek istemedi. Bu minvalde fethettikleri yerdeki yapıları korumuşlar ve onların mirasından faydalanmışlardır. Yapıcılığı temel düstur kabul eden söz konusu kadrolar yapısı sağlam bir medeniyet inşa ettiler. Dolayısıyla başta kendisini ispat edememiş bir medeniyet olan İslam 11. yüzyılda artık kamil bir medeniyet halini almıştı.

İslam belli ölçüde yayıldığında bir çok sorunla karşılaştı. Bu sorunlardan bir tanesi toprak sorunuydu. Konuyla alakalı olarak bir fakih olan Ebu Yusuf Kitab'ül Haraç isimli bir eser yazmıştır. Daha sonra aynı konuyla ilgili olmak üzere değişik kitaplar yazıldı ve bir Kitab'ül Haraç literatürü ortaya çıktı. Dahası ortaya çıkan diğer sorunlarla ilgili olarak da eserler yazılmış ve her konuyla alakalı olarak bir literatür ortaya çıkmıştır, Kitab'ül emval literatürü, hisbe literatürü gibi.

İslam medeniyeti kâmil bir biçimde ortaya çıkınca Pax-Romana'da yaşanan iktisadi ortam İslam dünyasında çok daha güvenli bir şekilde yaşanır oldu. Roma İmparatorluğundan çok daha geniş bir alanda, yani Atlas Okyanusundan Çin'e, barış içinde ticaret yapılabiliyordu. Zira gerekli müesseseler kurulmuş, çeşitli sözleşmeler ve teknoloji tesis edilmiş, deniz ya da kara yolları korunaklı bir biçimde ticarete elverişli hale getirilmişti.

Orman bu sözlerinden sonra konuyu farklı bir noktaya çekerek, her medeniyette ticaretin önemli bir uğraş görülüp görülmediğini sordu. Zira cevabı olumsuz, dahası şaşırtıcı bir biçimde Antik Yunan medeniyetinde ticaretin küçümsendiğine işaret etti. Nitekim Aristo'ya göre, en kötü kazanç biçimi olan faizden sonra ikinci en kötü kazanç biçimi ticaretti. Yine Aristo'ya göre en makbul geçinme türleri toplayıcılık ve avcılıktı. Orman bu noktada sözü yine İslam'a getirerek İslam'da durumun farklı olduğunu, bir kere Hz. Peygamberin bir tüccar olduğunun altını çizdi. Dolayısıyla hem ticaret hem de emeği kiralamak meşru idi. Bunun sonucu olarak İslam bir tüccar ve şehir medeniyeti halini aldı. Örneğin Bağdat, Batı Avrupa'da kentlerin çöküşte olduğu bir çağda 2 milyonluk bir nüfusa ulaşmıştı.

Orman'a göre söz konusu iktisadi düzen içinde her türlü sorun hakkında kitaplar yazılmış ve bu kitaplar bilhassa hukukçular tarafından telif edilerek iktisadi çözümler hukuken de formüle edilmiştir. İşte Orman'a göre bütün bu meseleler (toprak, maişet, ticaret, para, simsarlık) ve onlara getirilen çözümler İslam iktisadının kendisiydi. Yani İslam iktisadı denmese dahi bir iktisat vardı ve bu İslam iktisadının ta kendisiydi.

Sonra Orman bakış açısını bugüne yöneltmiş ve hal-i pür melalimizi yansıtan tabloyu gözler önüne sermiştir. Orman'ın ortaya koyduğu verilere göre İslam dünyası yoksulluğun içine gömülmüştür. İç karartıcı tabloya göre İslam ülkeleri insani gelişme endeksinde en alt sıralarda yer almakta, kişi başına düşen milli gelirde yerlerde sürünmekte ve gelir eşitliği bağlamında eşitsizlik rekorları kırmaktadır. Benzer bir tablo okuryazarlık ve cehalet kriterleri bakımından da çizilmekteydi. Bu noktada sorulması gereken soru şuydu: Acaba nasıl o parlak durumdan bugünkü kara tabloya gelindi. Sabri Orman bu sorusuna kesin bir cevap vermedi, ama bu sorunun halledilmesi için gerekli olan yaklaşımı ortaya koydu: 'İslam iktisadının temel meselesi İslam dünyasının bugünkü sefaletidir.

Dolayısıyla Orman'a göre uğraşmamız gereken asıl sorun İslam iktisadı diye bir etikete sahip olmak değil, İslam dünyasının mevcut iktisadi problemlerini çözmektir. Yani bugün de yapmamız gereken bu hususta medeniyetin zirvesine çıkan 11. yüzyıl Müslümanlarının davranışlarını örnek almaktır. Tıpkı onlar gibi bir etiket derdinde olmayıp sorunun kendisiyle yüzleşmek. Orman bu konuyla ilgili olarak İslam iktisadı ya da İslam ekonomik sistemi kavramlarının kullanılmasının çok da elzem olmayıp, ancak kullanılmasının caiz olduğuna işaret etti. Bununla birlikte ona göre bir İslam iktisat teorisinden bahsetmek de gerekli değildi.

Daha sonra Orman belli bazı başlıklarda İslam'ın iktisada getirdiği özgün yaklaşımları ortaya koymuştur. İslam'ın özgünlüğünü ortaya koyduğu temel konular motivasyon, mülkiyet, iktisadi kararların alınması ve uygulanmasıdır. Örneğin mülkiyet hususunda İslam hem özel mülkiyeti hem kamu mülkiyetini öngörür ve hatta bunların dışında bir de vakıf mülkiyetine izin verir. İktisadi faaliyete katılma motivasyonu bakımından ücret ve kâr şeklinde bir ödül sistemi öngörür, ama aynı bağlamda faizi yasaklar. Bunların dışında Allah yolunda çalışma bir manevi motivasyon aracı olarak görülür, diğer taraftan cebri motivasyonun İslam'da yeri yoktur. İktisadi kararların alınması bağlamında ise piyasanın varlığı kabul edilmekle birlikte piyasa kendi haline bırakılmamıştır, nitekim hisbe literatürü bu meseleyi ele almaktadır. Bunların dışında zekatın da hem İslam'ın ayrılmaz bir parçası olduğu hem de fonksiyonel olarak gelirin yeniden bölüşülmesi bağlamında iktisadi bir yönünün olduğu söylenebilir. Son olarak faiz yasağı İslam'a özgü bir konu olarak ortaya çıkar, nitekim bu husus iktisada farklı bir bakış açısıyla bakmayı gerektirir.

Görüldüğü üzere İslam, iktisada farklı bir pencereden bakmakta, iktisadi sorunlarla ilgili olarak özgün yorumlarda bulunmaktadır.

Bilindiği üzere bugün bizleri kuşatan batılı iktisat 'tek iktisat' olarak adlandırılmaktadır. Tek iktisada göre iktisadi veriler hep düalist bir mantık içinde ele alınır, yani iki tane müşteri vardır, ya da iki faktör, yahut da iki mal olduğu öne sürülür; uluslar arası iktisat ise iki ülke olduğunu varsayarak teorilerini geliştirir. Bu düalite aynı zamanda bir varsayımlar yumağıdır, kısaca teoriye başlanırken hep bir 'var sayma' söz konusudur. Orman'ın çizdiği tabloya göre böyle bir yaklaşım İslam iktisadını anlamamıza engel olur, yani 'varsayalım faizi kaldırdık' elde ettiğimiz şey İslam iktisadı olmayacaktır. İslam iktisadı havuz problemine takılmak gibi faiz problemine takılmakla anlaşılamaz, tam tersine baştan sona bir iktisadi düzen tasavvuruna sahip olmakla ilgilidir. Bu düzenin birinci problemi ise kendisine bir etiket bulmak değil, İslam dünyasının fakirliğini çözmektir. Hatta Orman'a göre Batıya karşı olmak bile birincil bir problem değildir, zira İslam medeniyetini kuranlar Yunan'a karşı olmak gibi bir dert edinmemişlerdir. Orman bu noktada İslam dünyasının bugünkü sefil durumundan Batılı emperyalistlerden fazla kendi içimizden çıkan kompradorların suçlu olduğunun altını çizmiştir.

Sabri Orman son olarak İslam iktisadı çalışmalarının geldiği seviyeden bahsetmiştir. Bu konudaki çalışmalar Hint alt kıtası ile Mısır'da birer ekol haline gelmiştir. Bununla birlikte Hint alt kıtasındaki çalışmalar tarihsel bağlamdan kopuk teorik bir çerçevede yapıldığı için sakattır. Nitekim Pakistan'daki İslamizasyon çalışmaları da ideolojik bir örüntüyle dejenere edildiği için tam bir fiyaskoyla sonuçlanmıştır. Bu noktada Orman önemli olanın yine bir etikete sahip olmak değil, sorunlara çözüm bulmak olduğunu belirtmiştir. Orman'a göre iktisadi koşullarda umut verici gelişmeler bulunmaktadır. Akademik çalışmalar ise tarihsel bir tabana sahip olan teorik bir çerçeveyle kamil hale gelecektir. Tabi ki pek çok sorun hem iktisadi gelişme hem de akademik iktisadi çalışmalar bağlamında karşımıza çıkacaktır. Orman'ın bu noktada söylediği son söz önemlidir: 'Bugün bu konuları konuşmak bile İslam iktisadının geleceği açısından bir umuttur.

Tarih Başlangıç Bitiş Yer
10 Mayıs 2008 18:00 Çamlıca Sabahattin Zaim Eğitim Merkezi
Takvime Ekle
İslam İktisadının Temel Meseleleri
Çamlıca Sabahattin Zaim Eğitim Merkezi