Ahlâkî Müeyyide Üzerine Konuşmalar-2 Gerçekleştirildi
Paylaş

Ahlâkî Müeyyide Üzerine Konuşmalar-2 Gerçekleştirildi

“İslam Ahlâk Düşüncesi Projesi” kapsamında düzenlenen “Ahlâkî Müeyyide Üzerine Konuşmalar” serisinin ikincisi, “Neden Ahlâklı Olayım?: İdeal Bir Müeyyide Teorisi Mümkün mü?” başlığı ile 25 Şubat Çarşamba 18.00’de İSAM Konferans Salonu’nda Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Felsefe Tarihi Anabilim Dalı öğretim görevlisi Yrd. Doç. Dr. Hümeyra Özturan tarafından gerçekleştirildi.

Özturan konuşmasına, ahlâkî müeyyide probleminin bu dönemde ele alınmasının önemine değinerek dönemin güncel sorusunun “Niye ahlâklı olmayım ki?” olduğunu ifade etti. Neden ahlâklı olmalıyım sorusuna verilen cevapların müeyyideyi oluşturduğunu belirterek, bunun başkasının hayat tarzına müdahaleye de kapı açtığını ancak bu konunun başka bir başlık altında incelendiğine değindi.

İdeal ahlâk teorisinin nasıl olabileceğini tartışacağını söyleyen Özturan öncelikli olarak bu sözüyle neyi kastettiğini açıkladı. Buna göre ideal ahlâk teorisi, ahlâklı yaşamayı en üst derecede sağlayacak, felsefî ve aklî açıdan tatmin edici cevabı verme noktasında en iyi olan teoridir. Konuşmacı, mevcut teorileri dâhili ve harici teoriler olmak üzere ikiye ayırarak dâhili teorilerin ahlâklı olmamız için gerekli olan şeyi, kişinin kendi duygu ve düşüncesi ile temellendiren teoriler olduğunu belirtti. Dâhilî teorilerin altında hazcı teoriye, mutçu yaklaşıma, sorumluluk ve toplumsallık müeyyidesine, faydacı teoriye ve ateist varoluşçuların görüşlerine değinen Özturan, bu teorilerin başarısının tamamıyla bireyin motivasyonuna bağlandığını ifade etti. Harici müeyyide teorilerinin ise ahlâklı davranıldığında hediye, davranılmadığında ceza şeklinde ortaya çıktığına değinen Özturan, cehennemin bu müeyyidelerden birisi olduğunu söyledi. Neden ahlâklı olmalıyım sorusunun cevabı ise bu teoriye göre ahirette azap çekmemek içindir. Reenkarnasyon da bu bağlamda ahiret yaptırımı olarak kabul edilebilmektedir. Özturan, ahiret yaptırımını sadece dinî olarak iddia etmenin de doğru olmadığını buna Platon’da da rastlandığını belirtti. Kişi pratik aklıyla kıyaslar yaparken hata yapabilen, duygularına yenilebilen bir yapıya sahip olduğu için haricî yaptırımlara ihtiyaç duyduğuna değinen konuşmacı, haricî müeyyideler üzerinde düşünenlerin devletin iyi bir yaptırım olduğu görüşünde olduklarını vurguladı. Din ve hukuk karşılaştırması yapan Özturan, suçun yakalanmaya bağlı olduğunu ahirete dair yaptırımlarda ise dâhili yaptırımlar gibi bir yaptırım söz konusu olduğunu söyledi. Çünkü ahirete dair yaptırımlar uzun vadededir ve yapıp yapmamaya karar veren ahlâkî fiile konu olan öznedir.

Konuşmasına İslâm ahlâk düşüncesindeki müeyyide yaklaşımlarına değinerek devam eden Hümeyra Özturan, İslâm ahlâk düşüncesindeki müeyyidelerin, Allah tarafından ceza veya ödül ve Aristo’daki mutluluk düşüncesinin birleşimi olduğunu ifade etti. Bizatihi kendisi için istenen ve İslâm ahlâk düşüncesinde önemli bir yeri olan es-saadetü’l kusva düşüncesinin ve dünya ve ahiret mutluluğunu birlikte ele alan ebedî saadet vurgusunun yukarıda değinilen iki teorinin birleşimi olduğunu söyleyen Özturan, Farabi’ye göre tam ve en yüce mutluluğun ahirette elde edileceğinin söylendiğini belirtti. Sonuç olarak İslâm filozoflarının bu yaklaşımı ile, yani psikolojik bir kavram olan mutluluk ile ahiret inancı birleştirilince, dahili ve harici müeyyideler mezc edilmiş olmaktadır.

Özturan, ödül veya ceza isteğiyle yapılan eylemlerin ahlâka konu olamayacağını kabul eden görüşlerin de olduğunu belirtti. Buna göre ahlâk bizatihi kendisi içindir. Kant’tan verdiği örnekler ile ifadelerini destekleyen konuşmacı, filozofa göre ancak koşulsuz hareket edildiğinde ahlâklılığın söz konusu olacağını ifade etti.

Konuşmasının başında belirttiği ‘İdeal ahlâk teorisi nasıl olmalı?’ sorusuna aradığı cevaba dahili ve harici müeyyidelerdeki eksiklikleri belirterek devam eden Özturan, sayılan müeyyidelerden en güçlü motivasyonu sağlayan teorinin dünya ve ahiret mutluluğu teorisi olduğunu ifade etti. Bu teorinin İslâm dünyasında aldığı şekil ise ‘Allah rızası’ kavramıyla ifade edilir. Özturan’ın öne sürdüğü teori ise koşulsuz ahlâk teorisidir. Bu itibarla konuşmacı erdemleri tek başına ahlâkî oldukları için kabul etmek gerektiğini iddia etmektedir.

Sonuç olarak tebliğinde ideal ahlâk teorisinin olup olamayacağını sorgulayan Özturan, ahlâkî erdemlerin bizatihi kendisinde değerli olduğu teorisini ileri sürdü. Ona göre ideal ahlâk teorisi bu şekilde temellendirilmektedir. Ayrıca Özturan, ahlâkî değerlerin insanda bağımsız bir değere sahip olması ile erdemlerin herkesçe kabul edilmesi, erdemsizliklerin ise herkesçe yerildiği kabul edildiğinden tecrübî olduğunu ve bunu kabul etmenin herkesçe mümkün olduğunu iddia ederek konuşmasını sonlandırdı. Sunumun ardından katılımcılardan gelen soru ve yorumlar değerlendirildi.