Paylaş

Ahlakın Temeli Üzerine Konuşmalar II Gerçekleştirildi

"İslam Ahlâk Düşüncesi Projesi" kapsamında düzenlenen "Ahlâkın Temeli Üzerine Konuşmalar" serisinin ikincisi "Ahlâk Tekvînî mi, İtibârî mi?" başlığıyla Medeniyet Üniversitesi Felsefe Bölümü'nden Prof. Dr. İhsan Fazlıoğlu'nun sunumuyla gerçekleştirildi.

İSAM konferans salonunda yoğun bir dinleyici kitlesinin eşlik ettiği konuşmasında Fazlıoğlu öncelikle hukuk, din ve örf gibi pek çok alanla ilişkili olan ahlâkın, zatı itibariyle nasıl bir yerde durduğunun tayin edilmediğini ve bu sebeple de konuşulan kavramların her hangi bir bağlama oturmadığını söyledi. Bu durumu "mâkulâtın karşılığı olan mahsûsâtın yokluğu" olarak tarif eden Fazlıoğlu, ahlâk alanı içerisindeki sözcüklerin mefhumları ve tarihsellikleri üzerinde durulmadığı zaman "ahlâk"ın bugünden sahih bir şekilde kavranamayacağını belirtti. Ahlâkın fiziksel ve belli bir anlam kümesine sahip bir oluşum olduğunu ifade eden konuşmacı, İbn Sînâ'nın da temsilcisi olduğu klasik felsefe içerisinde transandantal kognisyon ile irtibat sonucunda ahlâkî yetkinleşmenin ortaya çıkabileceğinin kabul edildiğini ve bu irtibat noktasının ortadan kaldırılması yahut farklı bir yapıya intikal etmesi sonucunda çok boyutlu değişikliklerin meydana geldiğini söyledi. Bu anlayışla birlikte aklın doğallaşıp bireyselleşmesi sonucunda ahlâkın yeniden nasıl inşa edileceğinin bir problem olarak ortaya çıktığını söyleyen Fazlıoğlu, bu durumda ahlâkın kendisi ile anlam kazanacağı bir zeminin bulunması gerektiğini söyledi. Doğa ve tarihin “tamamlanmamış” olduğunu ifade eden konuşmacı, farklı itibarları sebebiyle doğada “şey”in; hayat ve tarihte ise insan eylemlerinin esas olduğunu belirtti. Fahreddin er-Râzî’den sonraki metinlerde bilginin konusu olarak kabul edilen nesnelleşmiş alan “ayn”ın tabiat ve insan fiilleri olarak ikiye ayrıldığını belirten Fazlıoğlu, bu anlayış çerçevesinde bakıldığında ahlâkın nesnelleşmiş eylem alanına ait olduğunu ve ahlâkî tüm değerlerin bizâtihî insanın kendi varlığıyla anlam kazanan tabiat içerisinden neşet ettiğini söyledi. Bu noktada Fazlıoğlu, ahlâktan türetilen şeylerin doğadan türetilenler gibi “objektif” olup olamayacağı probleminin ortaya çıkacağını dile getirdi ve bu meseleyi anlamak için yine doğa bilimlerine bakılabileceğini söyledi. Tabiatın “şey” olarak sübutiyeti olduğunu fakat ona dair idrakin değişebileceğini belirten Fazlıoğlu, buradaki bilgi eğer objektif olarak kabul ediliyorsa “tarih” için de aynı şeyi düşünebileceğimizi ifade etti. Bu duruma kıyasla tarihin de objektif bir alan olduğunu, buna dair bilgi ve idrakin ise sürekli değişebileceğini söyleyen Fazlıoğlu, doğanın bir kurallılığı olduğu gibi aynı şekilde tarihin de bir kurallılığı bulunduğunu ve bu sebeple ahlâkın kaynağının ve temelinin de tarihin bizâtihî kendisi olduğunu ifade etti.

“Şey” ve “eylem”deki tamamlanmamışlık itibariyle tabiat ve hayatın “tarih” zemininde birleştiğini söyleyen Fazlıoğlu, ahlâkın eylem alanı olması itibariyle tarihsel bir zeminde inşa edilebileceği kanaatine sahip olduğunu belirterek sunumunu nihayete erdirdi. Konuşma sonunda katılımcıların soruları cevaplandırıldı.