E-Bülten Kaydı

Said Halim Paşa

Said Halim Paşa Osmanlı son döneminin önemli fikri siyasi düşünürlerinden biridir hatta en önemlisidir. Döneminin muhalifine batı tecrübesini de yaşamış olmasına rağmen zihni batı ile iğfal olmamış bilakis batılılaşmanın ve batıya benzemenin karşısında yerli ve İslamcı bir çizgi tutmuştur. Halim paşa analizlerinde ve yazılarında son derece öz güven sahibidir ve içinde bulunduğu toplumsal siyasi konuma bu özgüven bağlamında yaklaşmaktadır. Halim Paşa Türk düşünce ve toplum geleneğinde bir geleneğin bulunmadığını bu nedenle İslam dinini benimseyerek kendilerine bir gelenek oluşturduklarını belirtiyor. Halim paşa analizlerinde toplumu, toplumsalı ve geleneği merkeze alarak konuşmaktadır. Halim paşa aydın sınıfın batılılaşmasının temelinde bir zorunluluk görmektedir. Yani aydın sınıf batılılaşmayı savunmak durumundaydı çünkü toplumun ne istediği aydın sınıf tarafından dikkate alınmamış ve aydın sınıf toplumdan bağımsız ve kopuk olarak kendine yön aramıştır. İlk dönem sosyoloji tartışmalarında tavrını sosyolojinin bir analiz birimi olması yönünde değil de fıkıhtan yana koymaktadır. Fıkıh Halim Paşaya göre sosyolojinin yerini doldurmaktadır ve gelenek fıkhın diri kalmasını sağlamıştır. Tabi fıkıh kuru bir hukuk değil canlı dinamik bir süreçtir. Dönemi tartışmalarında da bu fikri yerleştirme yönünde çaba ve yazılar ortaya koymuştur. Halim paşanın analiz biçimi Durkheim’in işlevselci yaklaşımına benzemekle beraber elimizde Durkheim’i okuyup etkilendiğine dair herhangi bir veri bulunmamaktadır. Ama Halim Paşa’nın hem Fransa hem de Avrupa geleneğini tanıdığını söyleyebiliriz. Halim Paşa’nın dinle ilgili tartışmalarında bu işlevselci yaklaşımı görebiliriz. Döneminde temel tartışmalardan biri olan kültür medeniyet ayrımı tam olarak belirlenememektedir. Ama Halim Paşanın milliyet ve medeniyeti denk gördüğünü metinlerinden anlayabiliyoruz. Tabi böyle yapmakla da ulusalcı yaklaşımın altındaki zemini kaydırmaktadır. Bütün bu söylediklerimiz Halim Paşanın batıyı özcü bir şekilde reddettiğini göstermez. İnsanlık tarihindeki ortak ve evrensel bir takım ilkelerden bahseden Halim paşa batıdan elbette ki bir takım şeylerin aktarılabileceğini ama bu aktarımın bir ilkeye tabi olması gerektiğini belirtiyor: toplumsal zemine uymayan ve aktarıldığında toplumsal yapıyı bozacak şeyleri almamak. Mesela bu durumu feminizm tartışmalarında görmekteyiz. Eğer bir hak ortada onu talep eden bir kesim yoksa anlamlı bir yere oturmamaktadır. Bu yaklaşımından dolayı feminizmin Osmanlı toplumu için bir anlam ifade etmeyeceğini belirtmektedir. Döneminin en temel tartışması geri kalmışlık meselesinde Halim Paşa Osmanlı toplumda kendiliğinden fark edilmiş bir durum olmadığını bilakis bunu ilk fark eden batılıların geri kalmışlığımızı dillendirdiklerini, batıya giden Osmanlılarında bu fikri oradan edinip benimsediklerini ifade etmektedir. Halim paşaya göre geri kalmışlığımız belli düzeyde bir gerçekliği ifade etse de sebebinin batılıların ve bizdeki aktarmacılarının iddia ettiği din değildir. Geri kalmışlıktan bahsedilecekse bunun zemininde sosyal örüntüler vardır. Ümmetçilik Halim paşa için kültürel değil siyasi bir anlam içermektedir. Dönemi Osmanlı toplumu ve dünya ahvali düşünüldüğünde bu okuma biçiminin gerekçeleri de anlaşılabilir. Siyasi tutumunun bir diğer tezahürü de yönetim biçimi tartışmalarında görülmektedir. Said Halim Paşa yönetim biçimi olarak bir demokrasi değil nomokrasi önermektedir. Halim paşa burada kendi sınıfsal kökleri açısından da uyumlu elitist bir tutum izlemektedir. Velhasılı Halim paşa son dönem Osmanlının bütün tartışmalarına katkı sağlamış İslamcı bir şahsiyettir. Halim paşanın çalışmaları siyasi olarak okunacağı gibi sosyolojik olarak da okumaya elverişlidir. Yukarıda yapmaya çalıştığımız da bu sosyolojik okuma için bir örnek teşkil edebilir.

İLEM - İlmi Etüdler Derneği

TARAFINDAN HOST EDİLMEKTEDİR.