E-Bülten Kaydı

Sempozyum Özet Kitapçıkları

İslamcı Dergiler Sempozyumu

İslamcılık düşüncesi ilmi çevrelerde önemli bir mesele olarak canlılığını devam ettirmektedir. Son zamanlarda özellikle İslam dünyasında ve Türkiye’de yaşanan gelişmeler Müslümanları ve İslamcılık düşüncesini tekrar merkezi bir konuma getirmiştir. Bu açıdan İslamcılık bağlamında yapılan çalışmalarda ve yayımlarda ciddi bir artış ve hareketlilik gözlenmektedir.

Çok tartışılan ve konuşulan meselelerin en büyük handikaplarından olan tekrar sorunu bu konuda da kimi zaman ortaya çıkmış ancak bununla beraber güncel gelişmeler bağlamında özgün düşünceler de üretilmeye devam etmiştir. İslamcılık düşüncesinin bu kadar canlı bir konu olmasında, onun hayatın farklı alanlarında var olmaya devam etmesi ve bir anlamda bu farklı alanları yönlendiren bir etmen olarak varlığını sürdürmesi rol oynamaktadır.

“Türkiye’de İslamcı Dergiler” başlığı zikredildiğinde, İslamcılık düşüncesinin bu farklı alanlarından birisinin; şu ana kadar derli toplu hiç çalışılmayan bir alanın kastedildiği aşikardır. Dergiler, Osmanlı’nın son döneminden bugünün Türkiye’sine kadar, İslamcı düşüncenin oluşumunda ve tartışılmasında önemli bir işleve sahip olmuş ve İslamcı yayıncılığın en önemli bileşenlerinden birini teşkil etmiştir.

İlmi Etüdler Derneği (İLEM) bünyesinde çalışmalarını iki seneden beri devam ettiren İslamcı Dergiler Projesi kapsamında düzenlenecek olan “1960-80 İslamcı Dergiler Sempozyumu” ile Türkiye’de İslamcılık düşüncesi ilk defa dergiler üzerinden ele alınacaktır. İki gün sürecek sempozyumda, genel olarak İslamcılık düşüncesi tartışılacak ve bu düşüncenin Türkiye’de özellikle 1960-1980 arasındaki yönelimleri, o dönemde çıkmış ve İslamcı olarak görülebilecek dergiler üzerinden değerlendirilecektir. Ayrıca, İslamcılığın o dönemlerde ne tür meseleleri gündem ettiği ve güncel siyasi, ekonomik, toplumsal vb. meselelere karşı nasıl yaklaşımlar gösterdiği farklı ekollere ait dergiler üzerinden karşılaştırmalı olarak incelenecektir. Bu sayede, bir anlamda Türkiye’deki İslamcılık düşüncesinin üretim ve tartışma biçimleri ortaya konmuş olacak ve bu şekilde İslamcılığın geçmiş perspektifi ile gelecek vizyonu arasında bir köprü kurulmaya çalışılacaktır.

“1960-80 İslamcı Dergiler Sempozyumu” bu bağlamda önemli bir fırsat doğuracaktır. Temennimiz bu sempozyum ile beraber Türkiye’de İslamcılık düşüncesinin daha somut bir şekilde yayınlar ve dergiler üzerinden ele alınması sürecinin hızlanmasıdır. Böylece daha derinlikli ve nitelikli tartışmaların da önü açılmış olacaktır.

Doğu Batı Arasında İslam Birliği İdeali: Vefatının 10. Yılında Aliya İzzetbegoviç Sempozyumu Özet Kitapçığı

Son yüzyılın önemli Müslüman düşünürü ve büyük devlet adamı Aliya İzzetbegoviç, on yıl önce İslam toplumlarına önemli idealler bırakarak aramızdan ayrıldı. Bu vesile ile, İlmi Etüdler Derneği ve Üsküdar Belediyesi, 26 Ekim 2013 tarihinde İstanbul’da Bağlarbaşı Kültür Merkezinde “Vefatının 10. Yılında Aliya İzzetbegoviç: Doğu-Batı Arasında İslam Birliği İdeali” başlıklı uluslararası bir sempozyum düzenledi. 20. yüzyılın son çeyreği, dünya tarihi açısından Doğu’da ve Batı’da önemli gelişmelere sahne olmuştur. Dünya siyaset sahnesindeki gelişmelerle paralel düşünsel krizlerin de patlak verdiği bu dönem, İslam Dünyası açısından, büyük siyasi-askeri yenilgilerin yaşandığı bir zaman kesitinin sona ererek yenileşme ve yeni yol arayışlarının üretildiği bir dönemdir. Tarihin Sonu tezi ile kendi zaferini ilan eden Batılı paradigma, kendi coğrafi sınırlarının merkezinde yaşayan İslam toplumuna yönelik dışlayıcı ve soykırımcı yüzünü yine bu dönemde açık ederek bu tezi rafa kaldırmıştır. Gerçekten doksanlı yılların başında, Bosna-Hersek’te yaşanan trajedi, Batılı Paradigma açısında bir hüsran ancak -yaşanan acılara rağmen- İslam Dünyası için bir varoluş göstergesi olmuştur. Hadiselerin, bu yönde okunmasında en önemli etkenlerin başında kuşkusuz, Bosna-Hersek halkının, düşünce kodları hayli derin bir lidere sahip olması yatmaktadır. Boşnak lider Aliya  İzzetbegoviç, tarihin dönüm noktasında, İslami hareketin argümanlarını, Bosna Savaşı sürecinde tecessüm eden bir fırsatla ortaya koymayı başarmış, ötesinde bu tavırları ortaya çıkaran entelektüel kimliğini, yazdığı kitaplar, dile getirdiği fikirler ile güçlü bir zemine aksettirmiştir. Batılı paradigmanın artık çöktüğünü, insanlığa bir şey vaat etmekten uzak olduğunu ifade eden Aliya, buradan hareketle Müslüman topluluklar için bir ufuk ortaya koymaktadır. Aliya’ya göre, ‘Sükûnet ve pasiflik devri ebediyen geçmiştir.’ Bu noktada ‘Sorunların ve zorlukların büyüklüğü milyonların tam teşekküllü eylemini gerektirmektedir.’ O nedenle Müslümanların, artık hangi tarafta ve nereye ait olduklarını bilmeleri elzemdir ve İslam dünyasının kaderini ellerine almaya mecburdurlar. Bu yüzden, doğru ve derinlikli bilgiye yaslanan düşünce safhasından organize edilmiş eyleme geçmek gerekmektedir. Aliya’dan bize intikal eden entelektüel bakiye içerisinde, modern dünyanın açmazla- rını, küresel/emperyalist siyasetin kodlarını ve Şarkiyatçı bilim felsefesinin köklerinin bir analizini ortaya koymak düşünsel dünyamızda yeni açılımlar ortaya koymamıza vesile olacaktır. Aliya’nın eserleri incelendiğinde görülecektir ki; onun teorisi, pratiğin içerisinde şekillenmiş ve olgunlaşmıştır. Aliya, bu yönüyle değerlidir ve söylemleri altında birer yaşanmışlık barındırmaktadır. O nedenle, gerek siyasi yaşamı öncesindeki mücadelesi ve gerekse de Bosna-Hersek’in bağımsızlığı esnasında yürüttüğü siyaset açısından irdelenmesi, Orta Doğu’da hareketliliğin yükseldiği ve Müslüman halkların birbirine ihtiyacının arttığı bu dönemde daha da önemli hâle gelmiştir. Bu minvalde, çok etnikli ve kültürel farklılığın yüksek olduğu bir coğrafyada, bu farklılıkları bir maslahat istikametinde kanalize eden potansiyeliyle Aliya’nın, İslam bir- liği ideali için zihinlerimize düşeceği çok önemli notlar vardır. Kaldı ki Soğuk Savaş sonrası geçiş döneminin sınanma alanı olan Bosna-Hersek malum çalkantılı döne- miyle, psiko-sosyal gerilimlerin yoğun olarak yaşandığı ve bu anlamda birlik duygusuna ihtiyacın had safhada hissedildiği bir pilot bölge olmuştur adeta. Bu trajedinin iyi bir analizi ve bu darboğazı aşma konusunda Aliya’nın yürüttüğü siyasetin temel kodları, elan Müslüman dünyanın daha geniş bir ölçekte yaşadığı problemler ve dar boğazlar açısından bize çok şey söyleyecektir. Nitekim tarihin bu evresinde, Müslü- man coğrafya üzerine oynanan oyunların girdabına kapılmadan küresel çapta yürü- tülen siyasetin deşifresi Müslümanların dayanışması ve aralarındaki ortak zeminleri ve mutabakat noktalarını çoğaltmalarıyla mümkün olabilecek bir şeydir. Bu noktada da Aliya’nın her zemin ve zamanda dillendirdiği güçlü, kendine öz güveni olan ve altı doldurulmuş İslam vurgusunun kavranması gerekliliği açığa çıkmaktadır. Aliya İzzetbegoviç, on yıl önce son derece hareketli bir hayatı geride bırakıp Hakk’ın rahmetine kavuşurken İslam toplumlarına önemli idealler bırakmıştı. Dostları ve Aliya uzmanları vefatının onuncu yılında onu anmak ve İslam birliği ideali etrafındaki düşüncelerini tartışmak için Üsküdar’da bir araya geldiler.

Medeniyeti Anlamak Sempozyumu Özet Kitapçığı

Üst bir tanımlama olarak “Medeniyet”, karşı çıkanları ve sahiplenenleri üzerinden çokça tartışılagelmiştir. Medeniyet kavramı, bugün sosyal bilimlerden uluslararası ilişkilere, tarihten kültür araştırmalarına, “Medeniyetler İttifakı” ve “dinler arası diyalog” gibi siyasi projelere kadar geniş bir alanda ve farklı düzlemlerde kullanılmaktadır. Medeniyet kavramı, müspet yaklaşımla ele alındığında çoğu kez, kolektif değerler bütünü, insanlığın en üst mertebesi, barbarlığın karşıtı olarak insani, hukuki, ahlaki tutum ve davranışları ifade eden ve medeniliğin sonucu olarak ortaya çıkan bir dünya görüşü, varlık tasavvuru ve düzen fikri olarak anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, olumsuzlayıcı bir yaklaşıma konu olarak işlevsiz bir soyutlama, seküler bir din olarak görülmekte ve tıpkı ulus, kültür ve devlet kavramları gibi meta anlatı veya muğlak tarihî bir kurgu olarak karşımıza çıkmaktadır. Gelinen noktada “medeniyet tasavvuru”, “medeniyet fikri” terkipleri ile sıklıkla karşılaşıldığı hâlde kavramın tarihsel seyrinde nasıl bir gücü, hangi değerlerle, ne şekilde tasavvur ettiğine dair fikirleri izlemek zorlaşmış; dahası bu karmaşa içinde, üretildiği zemine nispetle bir iddia taşımayan değerlendirmeler, kavramsal dönüşüm sürecini dikkatle okunması gereken bir sahaya çevirmiştir. Bu durum, ülkemiz aydınlarının bir dizi somut adım atmalarını gerekli kılmaktadır.

Yüceltme ve Reddiye Arasında Medeniyet’i Anlamak üst başlığı etrafında düzenlenen bu uluslararası sempozyum, bu bağlamda önemli bir fırsat olarak öngörülmüştür. Umuyoruz ki sempozyumun bu amaç doğrultusunda oluşturacağı hareketlilik, medeniyete ilişkin tartışmaları berraklaştırarak tartışmanın gündelik siyasetin kıskacından sıyrılmasına ve derinlikli bir şekilde tartışılmasına imkân sağlayacaktır.

İktisadi Zihniyet ve Ahlâk Sempozyumu Özet Kitapçığı

Üsküdar Belediyesi, İktisadi Girişim ve İş Ahlakı Derneği (İGİAD) ve İlmi Etüdler Derneği’nin (İLEM) ortaklaşa düzenlediği "İktisadi Zihniyet ve Ahlak" konulu sempozyum 11 Aralık 2010 cumartesi günü Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilmiştir. Sempozyumda üç oturumda toplam dokuz tebliğ sunulmuştur.

İktisadi Zihniyet ve Ahlak Sempozyumu, kavramsal olarak bir araya geldiklerine çok sık rastlanmayan İktisadi zihniyet ve ahlak kavramlarını eksene alarak bu ikisi arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Modern iktisadi sistemin vazettiği ahlak anlayışı ve üzerine oturduğu zemin sunumların kalkış noktası olarak belirlenmiş, bu zemin üzerinden analiz ve eleştiriler geliştirilmiştir.

Sempozyum Sabri Orman’ın 'İktisat, Zihniyet ve Ahlak' başlıklı açılık konuşması ile başladı. Sonrasında 'İktisat ve Ahlak' başlıklı oturumda Çukurova Üniversitesi’nden Enver Alper Güvel, 'Piyasa Ekonomisinin Temel Kurumları ve Ahlâk', İstanbul Şehir Üniversitesi’nden Cengiz Kallek, 'İslam İş Ahlakı' ve Durham Üniversitesi’nden Mehmet Asutay, 'İslami Ahlak Ekonomisi Arayışları ve Modern İslam Bankacılığının Başarısızlığı' başlıklı sunumlarını yaptılar.

İLEM - İlmi Etüdler Derneği

TARAFINDAN HOST EDİLMEKTEDİR.