E-Bülten Kaydı

Ahlakın Temeli Üzerine Konuşmalar

İslam Ahlâk Düşüncesi içerisinde 2013-2014 yıllarında “ahlâkın temeli” meselesini ele alan bir konuşma dizisi gerçekleştirilmiştir. Bilindiği üzere kaynak arayışı, felsefenin temel meselelerinden birini oluşturmaktadır. Bu itibarla ahlâk düşüncesi ve felsefesi üzerine yapılacak olan her çalışma, ilk olarak ahlâkın mevcudiyeti ve buna dayalı olarak ahlâkî yargıların hangi temele ve kaynağa dayandığını ele alma zorunluluğuyla birlikte ortaya çıkmaktadır.

“Ahlâkın Temeli Üzerine Konuşmalar” dizisinde her konuşmacı kendi düşüncesi ve ulaştığı netice itibariyle “Ahlâkı Nasıl Temellendirirsiniz?” sorusuna cevap teşkil edecek konuşmalar yaptılar. Tahsin Görgün, İhsan Fazlıoğlu, Ekrem Demirli, Hakan Poyraz, Cafer Sadık Yaran, Zeynep Direk, Hümeyra Özturan, Ömer Türker ve Ayhan Çitil’in sunumlarıyla yer aldığı dizinin makaleleri Ömer Türker’in editörlüğünde Ahlâkın Temeli adıyla Nobel Yayınları İLEM Kitaplığı’nda yayımlandı.

 

Detaylı bilgi için tıklayınız.

Ahlaki Müeyyide Üzerine Konuşmalar

Ahlâk, kişinin eylemle olan ilişkisinin bir belirlenimi olarak ortaya çıkacağı gibi aynı zamanda onun diğer öznelerle münasebetini de şekillendirir. Toplumun ahlâkî özne üzerindeki etkisi dikkate alındığında ise ahlâk eyleminin ne ölçüde bağlayıcı olacağı sorunu gündeme gelecektir. Diğer bir deyişle ahlâkî kaygılar taşıyan kişinin belirli bir eylemi gerçekleştirmesi yahut bir erdemi kazanmasını gerektiren şey nedir? Bu eylemin ölçütü neye göre tespit edilecektir? Yaptırımın toplumsal ve siyasal boyuttaki karşılığı olan hukuk ile ahlâk ayrımı nasıl sağlanacaktır? Eğer ahlâkta ayrı bir müeyyide unsuru kabul edilecekse burada iç ve dış yaptırım ayrımı sözkonusu olabilir mi? Müeyyidenin ötesinde akılla motive edilecek bir ahlâk sistemi kurmak mümkün mü?

Tüm bu problemler üzerine düşünüp onları anlamlandırmak amacıyla 2015 yılında proje içerisinde ‘Ahlâkî Müeyyide Üzerine Konuşmalar’ başlığı altında bir seminer dizisi gerçekleştirilmiştir. Her konuşmacının ahlâkta müeyyidenin belirli sorunları üzerinde durduğu konuşmalarda Ömer Türker, Hümeyra Özturan, Tahsin Görgün, Celal Türer, Ayhan Çitil, İhsan Fazlıoğlu, Cafer Sadık Yaran, Ayhan Bıçak yer almıştır. Sunumların makaleleri yayıma hazırlanmaktadır.

 

Detaylı bilgi için tıklayınız.

Teori ve Gerçeklik Seminerleri

Yaşadığımız dünyadaki olguları, davranışları, kavramları ve bunların özelliklerini açıklamak ve öngörmek için kullandığımız kurallar bütününe teori denilmektedir. Disiplinler içinde teoriler kimi zaman deney sonuçlarını açıklamak için kullanılırken, kimi zaman da temel bazı postulatlar üzerine inşa edilerek, söz konusu kavramı, problemi açıklamamıza olanak verecek şekilde kullanılır. Bu da bize aslında aynı olayları açıklamak için pek tabii birden fazla ve aslında tamamen bağımsız belki de çelişen teorilerin kurulabileceğini söyler. Bu noktada önemli olan iç tutarlılığı sağlamaktır. Ayrıca teorilerin oluşacak yeni durumlara karşı açıklama gücünü koruması beklenir.

Bir teorinin gerçekliği olduğu gibi yansıttığı iddiası ise tartışmalı bir konudur. Zira belirtildiği üzere bazen belli bir takım sonuçların birden fazla teori ile açıklanabilecek olması olasıdır. Bilimsel açıklama, gerçeklik ile kurulan irtibatta kritik bir konumdadır.

İLEM İhtisas Felsefe Çalışma Grubu, Teori ve Gerçeklik Arasında Bilimsel Açıklama Problemi dizi seminerleri ile insan ve doğa bilimlerindeki teorilerin nasıl kurulduğuna, temel iddialarının nasıl temellendirildiğine değindi ve bu süreçte ortaya çıkan bilimsel açıklama dili içerisinde teori ile gerçeklik ilişkisi irdeledi.

 

Detaylı bilgi için tıklayınız.

İslam Düşünce Tarihi Yazımında Dönemlendirme Sorunu Seminerleri

Genel olarak İslam bilimleri tarihinin, özel olarak da İslam bilimleri içerisine dahil edilebilecek tikel disiplinlerin hangi temel değişkenler etrafında ve nasıl dönemlendirileceği sorusu, çağdaş dönem İslam düşüncesi araştırmaları açısından hayati bir önemi haizdir. Zira zamansal süreklilik bilinci ve buna eşlik eden dönemlendirme mefhumu, bir yandan düşünce tarihinin kendi iç bütünlüğü ile ilgiliyken diğer yandan kendisini söz konusu tarih içerisinde konumlandıranların tarihin sürekliliği içerisindeki konumlarına ilişkin canlı idrakle ilgilidir.

Çağdaş dönemde, İslam düşünce tarihiyle ilgili dönemlendirme teşebbüsleri, zımnî olarak Müslümanların mevcut tarihsel şartlarını da göz önünde bulunduran iki çizgi içerisinde gerçekleşmiştir. Oryantalistlerce Batı dillerinde yazılan metinlerde yer alan ve ilerleme-gerileme, altın çağ-çöküş çağı, özgün metinler dönemi-şerh/haşiye dönemi gibi zaman, mekân, özne ve konu gibi değişkenlere atıfta bulunuyor göründüğü halde değer biçme yönü ağır basan tasnifler, İslam dünyasındaki yerel dillerde büyük ölçüde yeniden üretilmiştir. Dolayısıyla, objektif göründüğü halde, seçtiği kriterler ve parametreler itibariyle “dönemsel” kabulleri yansıtan dönemlendirme teşebbüsleri, giderek “değerlendirmeye” ve nihai kertede “dosyalama”ya dönüşerek, İslam düşünce tarihinde hangi konuların, isimlerin ve evrelerin araştırılmaya değer olup olmadığı noktasında belirleyici bir konuma yükselmiştir.

“İslam Düşünce Tarihi Yazımında Dönemlendirme Sorunu” dizi seminerleri ile; İslam düşünce tarihinin, İslam düşünce geleneğine mensup kişilerce nasıl dönemlendirildiği de hesaba katılacak şekilde, söz konusu düşünce geleneğiyle uyumlu ve özgün kriterler etrafında nasıl dönemlendirileceği sorusuna yanıt arandı.

 

Detaylı bilgi için tıklayınız.

Bilginin Nesnelliği Problemi Seminerleri

Nesnel bilgi, nesnel olmayan bilgi türlerinden farklı olarak, özneye ait her tür yargı ve hükümden bağımsız olarak “gerçekliğin saf bir bilgisi” şeklinde tarif edilmiş bir bilgidir. Özünde nesnel bilginin nesnelliği, kuramsal yapının nesnelliğinden gelir. Modern felsefe açısından bakıldığında “gerçeklik”, özneden bağımsız, nedenselliğin hüküm sürdüğü bir alanı oluşturmaktadır. Rasyonalist yaklaşımlar bunu, insan aklının doğuştan sahip olduğu bilgiler yardımıyla, insanın akla referansla gerçekliği elde edebileceği fikriyle izah etmeye çalışırken; ampiristlere göre, insan zihninin gerçekte boş bir levha olduğu, gerçekliğin duyularımız yardımıyla zihnimizde yer ettiği ve akıl yürütme yardımıyla elde edildiğine işaret eder. Rasyonalistlere göre “nesnel bilgi” soyut akla içkin iken, ampiristlere göre, bilimsel bir yöntemle bilgisine ulaşılabilen, insanın dışında olgusal bir şeydir. Bilgi ve gerçeklik arasındaki bu denklik iddiası, en keskin ifadesini, modern bilim düşüncesinin de özünü oluşturan pozitivist ve mantıkçı pozitivist düşüncede bulur. Fakat bu düşünceler, insanın her tür değer yargısından, öznel bakıştan ve tarafsızlıktan bağımsız kalabilmiş bir bilgiyi üretemeyeceği gerekçesiyle eleştirilmiştir. Buradan hareketle İlmi Etüdler Derneği’de (İLEM), bu tartışmalı konu “Bilginin Nesnelliği Problemi” dizi semineri ile irdelenmeye çalışıldı.

Bilginin Nesnelliği Problemi dizi seminerlerinde, ilk hafta Tahsin Görgün’ün “Bilgi Nedir? sunumu ile “bilgi türleri” ve “bilginin nesnelliğinin imkanı” üzerine konuşuldu. İkinci hafta Kasım Küçükalp ile “Modern ve Postmodern Epistemoloji”, modern epistemolojik kriz özelinde konuşuldu. Üçüncü hafta Ayhan Bıçak’ın “Kadim Dönemde Bilgi Türleri” sunumu ile kadim dönemde bilgi türlerinin ürettikleri evren tasavvuru ele alındı. Dördüncü hafta ise Yücel Yüksel’in “Mantık Çeşitleri ve Puslu Mantık (Fuzzy Logic)” sunumu ile mantık çeşitleri ve ürettikleri bilginin mahiyeti, “puslu mantık” özelinde konuşuldu.

 

Detaylı bilgi için tıklayınız.

İLEM - İlmi Etüdler Derneği

TARAFINDAN HOST EDİLMEKTEDİR.